22.05.2011

güven sadece semt adı mı?

Sevdiğim her şey arasında bir bağlantı bir benzerlik kurma çabasındayım. Madden ya da manevi olarak bana ait olan her şey birbirine benzemek zorunda. Şimdi alttaki iki fotoğrafa bakın. Ben daha bir şey demiyorum.



Kupayı kazanmış iki takım. Kedi canınızı sizin.. ♥

Yalnız aradaki 10 benzerlik 7 farktan öte, tek bir farka takıldım ben. Neill başgan orda Sen nerdesin Tayfur Reyiz? Aslında yazıya başlamadan önce konuyla ilgili fotoğraf ararken de Kupa kutlamalarında Tayfur’un hep geri planda kaldığını gördüm. Hatta kupayla beraber tek bir fotosunu dahi bulamadım ya neyse.

Büyük umutlarla başlayan sezon, zaten artık adı Beşiktaş kupası olarak değişsin dediğimiz Türkiye kupasına talim şekilde bitince önümüzdeki yılla ilgili beklentiler arttı tabi. Arada bir de teknik direktör kaybedip, koltuğu Beşiktaş’ın çocuğu efendi kaptan’a emanet edince de Acaba Tayfur Hoca altından nasıl kalkacak soruları oluştu. İşi kesinlikle kolay değil, ama ardına desteği aldın mı gözün görmez bir şey, işte o konuda sanki biraz sıkıntı var. Ben hoca’ya karşı o desteği taraftarda göremiyorum. Önümzüdeki sezon 5. Haftayı göremez diyeni çok duydum.

Celtic'te durum daha farklı, son haftalara kadar kesin şampiyon diye bakılırken, kendi eliyle verdi ligi Rangers’a. Onlar da bizim gibi kupaya sarıldı. Ama Its Only The Beginning diyorlar, ki bunun farkında olabilmek çok önemli. Neil Lennon’a inanılmaz bir güven var. Belki de saha dışı çok fazla acayip tehditler aldığından oluşan koruma içgüdüsü. Yok ama bence değil, seviliyor adam. Son kupa maçında uçağın ardından sallanan ‘In Lennon we trust’ pankartı da gösterge olsun buna.

Diyeceğim odur ki; güven, teslim olmak değildir. Ortak bir hedefe odaklanmışken, beraber yürümektir. Hedefi siz belirleyin. İster kupa olsun, ister başarısızlığınfaturasınıhocayakesennavmsahibi düzenin yıkılışı. Ben kolay olanı seçip kupa diyorum.

Son olarak; seneye şampiyonluğu yine o iki takıma yedirirseniz, gözüm görmesin sizi!

12.03.2011

Babasına bak, oğlunu al

Anthony Stokes'un babasının Dublindeki Pub'ıymış. Aileden yeşil kanlı adamlar.

yolunuz düşerse, http://www.theplayerslounge.ie/ ehe.

8.03.2011

Dünya kulübü

-azcık sus be canım-

Y. Demirören: "Beşiktaş Dünya Kulübü. Dünya kulübü Beşiktaş, Kulübü Dünya Beşiktaş, Beşiktaş kulübü Dünya........ czzzzzzt"

1.03.2011

Bloguma dokunma!

Sebep farklı, Suçlu yine aynı, azmettirici Digitürk oldu da kurban yine değişmedi.

Bloglarda paylaşılan maç yayını linkleri, dreambox şifreleri Türk futboluna zarar verdiği için elini taşın altına koyan yetkililer yeni bir yasakla yine karşımızdalar. Kurunun yanında dünyaları yakmak konusunda neden bu kadar ısrar ediyorlar, gerçekten düzelteceklerine inanıyorlar da saf duygularla yanlış işler mi yapıyorlar yoksa bunlar genel idari kafa yapısının sanal dünyadan korkularının sonuçları mı bilmiyorum, merak ediyorum.

-Çek ulan pis ellerini!-



P.S. Unutmadan, sevgili spor yayıncı kuruluşları, bu sezon 6 tane Old-Firm oldu bi tanesini TV.den verdiniz mi? Kota umrumda olmadan, link bulcam diye kıçımı yırttım ben her seferinde. yaşasın atdhe, yaşasın freesporttv, yaşasın diğerleri.

21.02.2011

1 Düğün, 1 Cenaze, 1 Gerizekalı

Bugün anladım ki ben derbileri değil, derbi sabahı uyanıp maç saatine kadar olan zamanı seviyorum. İçinde pırpırla uyanmak, hazırlanmak, tv.de eski maçları izlerken gaza gelmek, yüksek ses marşları dinlemek, semte inip o coşkuyu hissetmektir derbiler benim için. Son bilmem kaç maçındaki performansın, yediğin gol, eksiklerin sakatların, kulüp içi sorunları unutursun ya ha işte derbinin diğer maçlardan farkı bu kadardır benim için.. Yoksa Fenerden yediğimiz 4 golün Kiev’den yediğimiz 4 golden çok daha fazla yaraladığı falan yok. (oha abi 2 maçta 8 gol mü yedik biz?!)

Celtic-Rangers maçıyla günün ilk derbisini gayet muhteşem bir şekilde geride bırakmışken, günün sonunda her şeyi boğazıma dizen sevgili Beşiktaş’ıma kızgın değilim tabi, gole kadar kanser eden Ekrem’e de değilim, Taktik/teknik zırvalardan dolayı Schuster’e de kızmıyorum ben. Beşiktaş’la ilgili hiç bir şeye kızamam da, onun zararına iş yapan herkese/her şeye kızarım. şu zamana kadar savunduğum, Beşiktaş armasını taşıyan herkes kutsaldır düşüncesini silip atıyorum. O armayı formada değil, kafada taşımayı öğrensinler. Sevgili Ferrari, yaptığın anlamsız hareketle taraftarın gözünde bit-tin. Bunu skora direk etki ettiğin için değil, takımın şaha kalktığı anda 10 arkadaşının emeğini çaldığın için, 10 arkadaşına ve milyonlara ihanet ettiğin için!


P.S. bu maç beni Ferrari’den de daha fazla üzen durum Kapalı tribündü. Ben rakip tribünden toplu küfre bu kadar kayıtsız kalınan bir an daha yaşamamıştım, rezaletti. Efsane kendini hızla tüketiyor.

P.S. Maç sonu Schuster; Lugano'nun olduğu her pozisyonda provokasyon vardır demiş ya hemen topa tutulmuş! Beşiktaş sahada modern futbolun bir örneğini sergilemiyor olabilir ya da bugün maçtaki pozisyonda Ferrari %100 suçlu olabilir ama bu Schuster’in yaptığı tespitlerin yanlış olduğu anlamına gelmez. Yani özet geçiyorum: Adam haklı beyler!

15.02.2011

Saçmasapan şeyler, saçmasapan bir yazıya neden olabilir

Beşiktaş kulübü yönetim kurulunun İbrahim Üzülmez'in sözleşmesini feshederek kulüple olan ilişkisinin kesilmesine oy birliği ile karar vermesinin ardından 24 saate yakın zaman geçti, olayın ayrıntıları ne okudum ne izledim ne dinledim. Hiçbir şekilde öğrenmek istemiyorum, kimsenin geçerli sebeplerini, çok mantıklı gerekçelerini, hatta oh be gitti sevinçlerini duyup mide bulantıları geçirmek istemiyorum.

İyi oyuncuydu, kötü oyuncuydu geçiniz bu safsataları, herkesin diline sakız edip içini boşalttığı o Beşiktaşlılık duruşu gerçekten varsa eğer, bir farkımız varsa, gerçekten adamın adam olması, topu ayağında tutmasından ya da öldürücü vuruşlarından gelmez. Dile kolay 11 yıl bu formayı giyen, kaptanlık yapmış, bir adamdan bahsediyoruz.

Ya valla üzülüyorum, burnumun direği sızlıyor, gözlerim doluyor. Her dakika bir saçma hareket gelmesinden bıktım ben artık. Bıktım dırdır etmekten de, 2 gram kalmış aklımı sanki çok bir işe yararmış gibi bu konulara tüketmekten de. Çok mu zordu Soyunma odasında olan orda kalsaydı, kimse bilmeseydi, kol kırılsaydı da yen içinde kalsaydı, olay sadece tek adam üzerinden dallandırılmasaydı, elimizde bir masum bir deli taraf yerine iki eşit derecede haksız ama sessizce cezasını çekmiş kaptanlar olsaydı. …saydı, ….masaydı, …..seydı.

Her şey için teşekkürler ama Elveda kelimesinden nefret ediyorum.

P.S. bok gibi yazı oldu, evet. Sadece yazarak nasıl beyinsel boşaltım yapılır merak ettim.

P.S. Bu ay Cnbc-e’nin verdiği Barney Stinson’un kanka kanununu tek solukta okudum, alın okuyun ama şu kısmı eklemeden edemeyeceğim:

madde 42. Bir kanka asla ağlamaz.

İstisnai durumlar ise, Field of Dreams ve E.T filmlerini veya bir spor efsanesinin sporu bırakmasını izlemek.

Bu durumda kankalar, Ronaldo ve Deli İbo’nun aynı anda futbolu bırakması ne demek? Futbol tanrıları ağlamamızı istiyor, koyverin gitsin.

6.02.2011

Aç Kanatlarını Süzül Göklere

old-firm günüydü bugün!
Celtic, maçın büyük kısmında 10 kişi oynamasın rağmen, direnç, istek had safhadaydı. güzel maç oldu yani. 2.golü atan Brown reyizin golden sonra Diouf karşısında duruşu ise tartışmasız maçın en güzel anıydı.